Son Haberler
Anasayfa / Genel / Esra Uçar Eylüldü Aşkım

Esra Uçar Eylüldü Aşkım

Esra Uçar’ın yeni romanı Eylüldü Aşkım okurlarıyla buluştu.Yirmi yılı aşkın bir süredir gazetecilik, editörlük ve yayıncılık yapan bir isim.

Esra Uçar. St. Benoit Fransız Kız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi B.Y.Y.O Gazetecilik – Halkla İlişkiler Bölümü mezunu yazar, Sabah Gazetesi’nde başladığı çalışma hayatınının ikinci yarısını kendi dergilerini çıkartarak geçirdi. Editörlük ve yayıncılığın yanı sıra birçok markaya tanıtım hizmeti verdi, sektörel fuarlar düzenledi. Halen Bugün Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapmakta.

Roman yazmanın makale ya da köşe yazarlığından farkı nedir?

Yazmak bir dürtüdür. Neredeyse istem dışı bir hareket gibi… Konusunda uzman biri olarak birikiminizi paylaşmak ihtiyacı duyup da yazabilirsiniz ama o zaman yazar değil aktarıcı olursunuz. Köşe yazarlığında daha çok güncel konularla ilgili yorumlarınızı aktarırsınız. Roman yazarlığı farklı bir alan; hayal gücü ve kalemin kuvveti girer devreye bu noktada. Gözlemler, yaşanmışlıklar, yaşanamamışlıklar hayalle buluşur, etkileyici cümlelere bürünür, okuru bulunduğu mekandan, zamandan alıp başka yerlere götürür.

Yazarlar biraz farklı insanlar galiba, hayata farklı bir bakışları var… 

 Edebiyatın büyüsüne kapılmış, duygularını, düşüncelerini, hayallerini yazıya dökenlerin tıpkı sanatın diğer kollarında olduğu gibi farklı insanlardır gerçekten. Hemen her şeye farklı bakar, farklı algılar, farklı yaşarlar. Bu farklılık sonunda ya parmaklardan kelimelere dökülüverir ya film karelerinde yer bulur ya bir tuvalde ya çamurda, kilde hayat bulur… Yirmi yıldır yazıyorum; gazetelerde, dergilerde, köşelerde. Şimdi büyük bir zevkle kitaplara döküyorum sütunlara sığmayan hikayeleri.

Kitabınızda çok sürükleyici bir hikaye var, çok da eğlendiriyor okuru ama aslında satır araları hüzün dolu. Karakterlerin hepsinin oldukça acı hikayeleri var. Ve sonu da beklenenin aksine bir anlamda hüzünlü. Hüzünlü biri misiniz?

Hüznü bir soru olarak sorarsanız, evet hüzünlü biriyim. Kitabım da aslında hüzünlü bir öykü. Oldukça neşeli, eğlenceli anlatımları sık sık hüzün böler, birkaç buğulu satır giriverir aralara… Hayatın kendisi de böyle benim için. Buruk tatlarla büyüdüm ben. Küçük yaşlarda canınızı acıtan olaylara daha o zamanlarda demin bahsettiğim “farklı” bakışla bakınca hüzün çocukluktan yapışıyor yakanıza. Hüznü içine alıp, besleyen, yaşatan insanlar vardır. Tüm dünyada hem edebiyat hem sanat bu tip insanların çalışmalarıyla gelişmiş, zenginleşmiştir.

Kitabınız bir grup kadının dostluk öyküsünü anlatıyor ve kaderin karşı konulmazlığını. Ama aşk da var…

Aşksız hayat yoktur ki… Aşk hem bedeni hem ruhu besleyen su gibi…Dünyanın da vücudumuzun da büyük bölümü su. Ve su bulutlardan damlayıp kucağımıza düşüveriyor. Bir hediye adeta… Aşk da bir hediye… Önce var oluşu sonra var edeni anlamaya çalışır ondan sonra var olanlara bakarsanız aşkı bulmanız kolaylaşır. Saf aşk çok uzakta değil ama çok derinlerde… Ruhun derinliklerine inmeyi, araştırmayı, karşıma çıkanları kaleme almayı seviyorum. Gerçekle gerçek olmayanı karıştırmayı da severim, şaşırtır okuru. Ne gerçek ne değil hiçbir zaman bilemezsiniz.

Belli bir okur kitleniz var mı?

Romanlar, hele kadınları konu edinmiş romanlar evrensel dillerde yazılır. Kadın dünyanın her yerinde benzer özellikler taşır, benzer beğenileri ve eğilimleri vardır. Kalbin, duyguların sınıflandırmasını yapamam. Eylüldü Aşkım Cihangir’de geçen bir kitap. Bir apartmanda komşu olan beş altı kadının birbirinden tamamen farklı ama mutlaka her köşede kesişen hikayelerini anlatır. Ama Türkiye’nin her yerindeki kadınlar kendilerinden bir parça bulabilirler. Kitabımı çok beğenen erkek okurlar da var. Bir kadın kitabı gibi görünmekle birlikte maceralı bir dostluk öyküsü aslında.

Kitabınızdaki kadınları hayata bağlayan dostlukları ve paylaştıkları büyük sır. Günümüz kadınları da gittikçe yalnızlaşıyor galiba ne dersiniz?

Kadın ve yalnızlık birbirine yakışan kelimeler olmadığı gibi yalnızlık mutluluk duyulacak bir kavram da değil. Ama mutsuz olmak için de bir neden değil. Ruhunuzu, aklınızı tatmin edecek uğraşlarınız varsa mutlu olursunuz yoksa evde bir adam var diye mutlu olunmaz. Mutluluk teklik ya da çoklukla ilgili değil yaşam kalitenizle, kendinizi işe yarar hissedip hissetmemenizle ilgili bir şey. Kitabımın kadınları şeklen yalnız. Ama kalben değiller. Yalnızlığa ne mahkumlar ne seçmişler. Kaderlerini yaşıyorlar. Ama acıları tatlı anlara dönüştürmek için birbirlerine sarılıyorlar.

Çok farklı karakterilerin dayanışmasını görüyoruz. Günümüzde herkes hızla birbirinden uzaklaşırken bir ders gibi…

Bir avuç yıldız diyorum ben onlara, kendileri pırıl pırıl parlasa da yollarını aydınlatmak için birbirlerinin ışığına ihtiyaç duyan bir avuç yıldız. Hepsi birbiri için “öteki”. Hepimiz gibi… Dostluğun büyüsü burada ortaya çıkıyor. Aşkları var ama aşktan üstün bir duyguyu paylaşıyorlar. Büyük bir sırrı saklamak adına bir cinayete karışıyorlar, birbirleri için türlü fedakarlıklar yapıyorlar, hayatın sunduğu tüm sürprizleri birlikte kucaklıyorlar. Yalnızlığı sorgulayabileceğiniz bir kitap. Ve kaderi…

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*